TÜRKİYE’DE KRİPTO VARLIKLARIN DÜZENLENMESİ
Türkiye’de kripto varlık alanı, tek bir düzenleme ile değil; farklı kurumlar tarafından oluşturulan ve birbirini tamamlayan bir mevzuat yapısı içerisinde ele alınmaktadır. Bu yapı, zaman içinde gelişerek şekillenmiş olup, bugün itibarıyla belirli bir sistematik bütünlük kazanmış durumdadır.
Bu çerçevenin merkezinde 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu yer almaktadır. Yapılan değişikliklerle birlikte kripto varlıklar ve bu varlıklara ilişkin hizmet sağlayıcılar kanun düzeyinde tanımlanmış, bu alanda faaliyet gösterecek kuruluşlar Sermaye Piyasası Kurulu iznine tabi kılınmıştır. Kuruluş şartları, ortaklık yapısı, sermaye yeterliliği, organizasyonel yükümlülükler, bilgi sistemleri altyapısı ve müşteri varlıklarının korunmasına ilişkin esaslar kanuni zeminde belirlenmiş; bu suretle kripto varlık piyasası, sermaye piyasası hukuku içerisinde konumlandırılmıştır.
Kanuni çerçeve, ikincil düzenlemelerle tamamlanmaktadır. Kripto varlık hizmet sağlayıcıların kuruluş ve faaliyet esaslarını düzenleyen tebliğler, bu kuruluşların yalnızca lisanslı şekilde faaliyet göstermesini değil, aynı zamanda belirli bir kurumsal yapı, iç kontrol sistemi, risk yönetimi mekanizması ve teknik altyapıya sahip olmasını da zorunlu kılmaktadır. Platform faaliyetlerinin yürütülmesi, müşteri emirlerinin gerçekleştirilmesi, varlıkların saklanması ve listeleme süreçleri ayrıntılı kurallara bağlanmış; bu yönüyle kripto varlık piyasası, klasik sermaye piyasası kurumlarına benzer bir işleyişe kavuşturulmuştur.
Bununla birlikte, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından çıkarılan düzenleme ile kripto varlıkların ödeme aracı olarak kullanılması açıkça yasaklanmıştır. Bu yasak, yalnızca doğrudan ödemeleri değil, dolaylı kullanım modellerini ve ödeme kuruluşlarının kripto varlık platformları ile ilişkisini de kapsamaktadır. Bu yaklaşım, kripto varlıkların finansal sistem dışında bırakılmadığını; ancak para fonksiyonundan ayrıştırılarak ödeme sistemi dışında tutulduğunu göstermektedir.
Diğer taraftan, Mali Suçları Araştırma Kurulu tarafından yürütülen düzenlemeler çerçevesinde kripto varlık hizmet sağlayıcılar “yükümlü” statüsüne alınmış ve bu kuruluşlar bakımından kimlik tespiti, müşteri tanıma, işlem izleme ve şüpheli işlem bildirimi gibi yükümlülükler öngörülmüştür. Bu kapsamda uygulanan seyahat kuralı ve uzaktan kimlik tespiti mekanizmaları ile kripto varlık işlemlerinin anonim bir yapıda yürütülmesi fiilen ortadan kaldırılmış; piyasa, izlenebilir ve denetlenebilir bir yapıya kavuşturulmuştur.
Bu bütüncül yapı birlikte değerlendirildiğinde, Türkiye’de kripto varlık piyasasının önemli ölçüde düzenlenmiş olduğu görülmektedir. Nitekim Meclis gündemine gelen ve daha sonra geri çekilen 2/3560 esas numaralı ve 2 Mart 2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunulan kanun teklifi, bu mevcut yapıya eklenmesi planlanan vergisel düzenlemeleri içermekteydi. Teklif ile kripto varlık işlem vergisi ihdas edilmesi, kripto varlıklardan elde edilen gelirlerin vergilendirilmesine ilişkin bir çerçeve oluşturulması ve belirli işlemler bakımından katma değer vergisi istisnası getirilmesi öngörülmekteydi.
Bununla birlikte, söz konusu teklifin vergilendirme tekniği bakımından bazı yönleriyle ilave değerlendirme ve netleştirme gerektirebileceği; özellikle işlem bazlı vergilendirme ile kazanç üzerinden vergilendirmenin birlikte öngörülmesinin mükerrer ve aşırı vergilendirme riskini beraberinde getirebileceği ve uygulamada belirsizlik yaratabilecek unsurlar içerebileceği değerlendirilebilir. Ayrıca, düzenlemenin uluslararası rekabet koşulları ve piyasa davranışları üzerindeki muhtemel etkilerinin daha kapsamlı şekilde ele alınmasının faydalı olacağı ifade edilebilir.
Avrupa Birliği’nde yürürlükte bulunan MiCA Regulation ile karşılaştırıldığında, Türkiye’deki yaklaşımın daha parçalı bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, lisanslama, kurumsal yapı, yatırımcı koruması ve uyum yükümlülükleri bakımından benzer bir düzenleme mantığının benimsendiği söylenebilir. Ancak Türkiye’de kripto varlıkların ödeme aracı olarak kullanımının açıkça yasaklanmış olması, iki sistem arasındaki temel farklılıklardan birini oluşturmaktadır.
Sonuç olarak, kripto varlık piyasası Türkiye’de hâlihazırda sermaye piyasası mevzuatı kapsamında lisanslanan, ödeme sistemi dışında tutulan ve mali suçlarla mücadele yükümlülükleri çerçevesinde denetime tabi olan bir yapı içerisinde faaliyet göstermektedir. Önümüzdeki dönemde tartışmanın odağının, bu mevcut yapının üzerine eklenecek vergisel düzenlemelerin kapsamı ve yöntemi üzerinde yoğunlaşacağı anlaşılmaktadır.






